çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2010 Cuma

El Hareketiyle mi Mouse Hareketiyle mi?

Pofuduk’un ödevi; “Günlük Yaşam Programı” hazırlamak. Bu programı 1. ve 2. sınıfta babasıyla hazırlamışlar ve zaman hakkında pek bonkör olan Pofuduk için özellikle sorumluluklarını yerine getirmesi anlamında pek bi faydası olmuştu.

Fakat bu defa elle hazırlamak istemiyordu.
-Anne, hani bilgisayarda kareli kareli şey var ya işte onda yapmak istiyorum.
Peki dedim. Hem nasıl olsa arada bir excel’i açıp kurcalıyordu. Okulda powerpoint bile öğreniyordu nasıl olsa. Hatta projelerini bile Powerpoint ile sunacaklardı madem o halde excel’de tablo yapma zamanı gelmiş olmalıydı.

Açtım excel’i; hadi sen yap, ben sana yardım edeceğim dedim. “Tamam,  şuraya (satırlara) günleri yazıcam” dedi. Peki dedim, öğretmeye pek hevesli ben hemen atladım: “bak böyle haftanın günlerini yazarken ilk 2 günü yaz sonra böyle sürükle o kendi otomatik yazdırıyor dedim. Amaç; Pofuduk’a excel’de bildiklerimi öğretmek…

Gerçek hayattaki gibi; ne biliyorsam en yakınımdaki de bilsin öğrensin felsefesi. Pofu, şaşırdı “aaa anne nerden biliyor?” deyince öyle programlanmış dedim. Dedim ama o an anladım ki bir çocuğa Excel hakkında bir bilgi vermek yetişkin gibi olmuyor. Yetişkin’e bak şu formül ile tablonda kolayca bilmem ne olanları eşleştirebilirsin dediğinde, sana hangi amaçla neden gibi sorularını sormuyor. En fazla anlamadım bi daha anlatsana diyor.

Karar verdim, sadece istediklerini ve lazım olan bilgileri anlatacağım… Başladı, önce satırlara saatleri yazdı ve sonra da pazartesi gününün altına gün içi yaptığı aktivitelerin her birini ilgili saatlerin karşısına yazdı. Fakat bu yazış sırasında yanlışlıkla başka hücreye gidiyor, yanlış hücre siliyor veya hata haptığı bir hücreyi düzeltmeye çalışıyor. Ama kıza ama sakin verdiğim destekle tamamladı pazartesi günü programını.
-Anne, ben perşembeye kadar aynı şeyleri yapıcam bunları buraya nasıl yazarız?
-Bak, neyi yazmak istoyorsan,  istediğin yere gelirsin, sağ tuşa basıp “kopyala” yı tıklarsın, sonra da yapıştırmak istediğin yere gelip “yapıştır” ı tıklarsın
diyerek hem anlattım hem her bir hareketi gösterdim. Hadi şimdi sıra sende. Aaa bir baktım ki yapamıyor: Yani imleci bir türlü önce hedef hücreye koyamıyor, sonra koyuyor ama ne yapacağını unutuyor. Ben de bu arada düşünüyorum….

Bıraktım, bir süre Pofuduk excel hücreleri ve Mouse ile debelenip dururdu. Yapmak istediklerini, fareyi bırakıp elleriyle ekranda göstererek anlatmaya başladı. Dedim ki;
-Bak Pofu, bu programa ne söylemek istiyorsan fare yardımıyla söyleyeceksin. Ne yapmak istiyorsan her bir sözcüğü “tıklayarak” anlatacaksın. Bu program el kol hareketlerinden anlamaz.

Başladım sütun, satır, hücre ne demektir anlatmaya. Sen şimdi şu b3 hücresindekini c3’te mi görmek istiyorsun? Evet! Peki, al fareyi ve b3’e tıkla. Bu demektir ki ben buradaki ile bir şey yapacağım. Buradaki bilgiyi önce almak lazım. Sağ klik yap. Bak bakalım çıkan listeden hangisini kullanabilirsin?
-Kopyala! Anne, aklına mı kopyalıyor bunu?
-Evet canım.:) Tamam şimdi bu aklına yazdığın bilgi ile ne yapmak istiyorsun? Söyle.

Tabii buraya kadar şişti, daraldı. Arada yediği fırçalara bozulmuş ve şaşkın haliyle sardu:

-El hareketiyle mi Mouse hareketiyle mi  anlatayım?

J
Bu sorunun üzerine tüm konsantre yerle bir oldu. Minik bir aradan sonra her şeyi baştan anlattım ve O da “Mouse” hareketleriyle tamamladı.

4 Ekim 2010 Pazartesi

BUZ ÜSTÜNDEN GELEN DÜŞÜNCELER

Yanımda “Pofuduk” ve “Narinlikler Prensesi” buz üstündeki Disney Kahramanlarının gösterisinin başlamasını bekliyoruz… Işıklar kapanıyor ve  Mickey-Minnie Mouse, Goofy, Pluto ve Donald Duck’ın sunumları ile başlayan gösteriyi seyre koyuluyoruz ve bir anda çocukluk hayalim geliyor gözlerimin önüne …

Bundan yaklaşık 3 onluk yıl önce! Birilerinden; daha önce hiç görmediğim hatta hayalini bile kurmadığım küçük bir oyuncak ev olduğunu duymuştum. Bu evin beni en etkileyen özelliği, içine girip oyun oynayabileceğim boyutlarda olmasıydı. Aklım kesmiyordu, nasıl olur da bir oyuncağın içine girebilirim diye ama diğer yandan deli gibi heyecan veriyordu böyle bir oyuncağımın olması hayali. İçine girip saatlerce oynamak; hatta O’nun içinde yaşamak! Hiçbir zaman öyle bir oyuncak evim olmadı tabi. O evin benim olacağını düşündüğüm zamanlardaki hissettiğim neşeyi, işte şuan yine hissederek bakıyorum geçmişe…

O zamanlardaki en büyük oyuncaklarım; et bebekler ve  plastik çay-kahve fincan takımlarıydı. Bunların dışında  kalan her şey hayal dünyamın ve annemin izin verdiği ölçüde elde ettiğimiz yardımcı gerçek hayat oyuncaklarıydı. Eski kumaşlar, karton kutular, battaniyeler, mendiller… Bazen elde edilen gerçek hayat ganimetlerine göre oyun kurmak, bazen de hayal edilen oyuna göre ganimet edinmek!

Sahneye sürekli Disney kahramanlarının biri gelip diğeri gidiyor. Şimdi  mekanik maymunların gösterisi var…

Bizim zamanlardaki oyuncakların çeşitliliğiyle şimdiki çocukların sahip oldukları arasında dağlar kadar fark var. Bin bir çeşit… Bırakın içine girip oyun oynanan “hayal evimi”, tamir atölyesinden pilli arabaya, konuşan bebeklerden kurşun atan silahlara kadar. Oyuncak çeşitliliğinin yanı sıra çizgi filmlerde gördükleri karakterleri/kostümleri/materyalleri de elde edebiliyorlar. Bir anda en sevdikleri karakter olabiliyorlar bir kostümle! Veya en sevdikleri karakterlere ya bir partide ya bir gösteride ulaşabiliyorlar. Onlara dokunabiliyorlar.

Peki ama bu çeşitlilik çocukları daha mı özgür kılıyor? Ya karakterlere bu kadar erişebilir olmak hayal dünyalarını yok etmiyor mu? Noel Baba’nın gerçekten olmadığını bilen çocukların olması gibi.

Oyuncak alırken çocuklar için esas olan şey sevdikleri karakterdir. Ondan sonrası ezbere toplanan oyuncaklar ve materyallerdir. Aldıkları oyuncaklar da hangi oyunda kullanacağını düşündürmeden aksine nasıl oynayacakları konusunda yönlendiren hap cinsi oyuncaklardır. Yemek yiyen, sonra ağlayıp çişini yapan bebek mesela. Tüm bu süreç çerçevesinde 2 kez  oynandıktan sonra o bebek, oyuncak sandığının en dibinde buluyor kendini; başka bir çocuğa aynı süreci yaratmak için başka birine verilene dek. Barbie bebekler: Çocuğun aklından çıplak bebeği giydirmek için bir elbise dikmekte gereken atraksiyonu yapmak geçmiyor mesela. Neden? Zaten bebeğin yanında hem de konsept olarak kıyafetleri var! Doktor Barbie, Barbie banyoda vs. Erkek çocukları için ise her ne kadar anneleri tabanca-tüfek-kılıç almak istemeseler, direnseler de ipin ucu kaçıyor. Çocuklar ellerinde silahları, bir anda seyrettikleri çizgi film kahramanları oluverip yine aynı çizgi film senaryolarını sahneliyorlar kendi replikleri olmadan.

Hep bir yönerge ile oyun oynuyorlar. Kendi hayal dünyası olmadan, tüm çocuklarca oynanan tek tip oyunlar…

Şimdi de  koltuklarına kurulmuşlar sevdikleri karakterleri seyredip Onlar’a el sallıyorlar…

Buz üstünde şimdi Karayip Korsanları’nın gösterisi var. Pofuduk kulağıma eğilip “Anne bunlar az önceki maymun kostümlerini giyenler” diye fısıldıyor ve düşüncelerime noktayı koyuyor.

İşte! Diyorum. Çocuk biliyor gerçek olmadıklarını, hayal dünyası yok. Biz yetişkinler için Disney Kahramanlarını izlemek ne demekse çocuklar için de o! Hatta biz yetişkinlerin kahramanları daha bir ulaşılmaz hissederek seyrettiğimize inanarak…

Bir buçuk saatlik gösteri bitiyor ve kızlar gösteriye bayılıyorlar.

Gün biterken Pofuduk’a soruyorum: Gerçekten sen bugünkü gösterideki kahramanların gerçek olmadığına mı inanıyorsun? Yüzümde gülücük, aklımda ünlem işareti bırakan şu cevabı veriyor: “Evet onlar filmlerde Türkçe seslendirme yapan insanlardı ama gerçek kahramanların hepsi bir adada yaşıyor”